Hara İstanbul’un Sanat Vizyonu: Faika Ergüder Anlattı

Hara İstanbul Direktörü Faika Ergüder, çok disiplinli sanat anlayışını, kolektif küratöryel modeli, genç sanatçılara desteği ve gelecek planlarını anlattı.

İstanbul’un kültür-sanat ortamına yeni bir soluk getiren Hara İstanbul, görsel sanatları performans, müzik, ses, tasarım ve öğrenme programlarıyla buluşturan çok disiplinli bir yapı olarak öne çıkıyor. Kent merkezinin dışında, doğayla iç içe konumlanan mekân; sergi izlemekten üretim süreçlerine katılmaya kadar farklı deneyimlere alan açıyor.

Hara İstanbul Direktörü Faika Ergüder ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide, kurumun kuruluş yaklaşımını, kolektif küratöryel modelini, genç sanatçılara sunduğu imkânları ve gelecek döneme ilişkin hedeflerini konuştuk. Ergüder, Hara’nın tek bir sanat disiplinine bağlı kalmadan farklı düşünme biçimlerini yan yana getirmeyi amaçladığını vurguladı.

Yaratıcı düşünceyi çoğaltan bir yapı

Ergüder’e göre Hara’nın temel çıkış noktası, yaratıcı düşüncenin önündeki sınırları genişletmek. Sergi, performans, müzik, konuşma ve eğitim programları birbirinden kopuk etkinlikler olarak değil, aynı meseleye farklı açılardan yaklaşmayı sağlayan araçlar olarak değerlendiriliyor. Bir sergide ortaya çıkan fikir, bilimsel bir konuşmayla derinleşebiliyor; ses veya performans çalışması ise aynı konuya bambaşka bir perspektif kazandırabiliyor.

İstanbul’un güçlü ve çeşitli sanat ortamında Hara’nın kendisini belirli bir boşluğu dolduran kurum olarak konumlandırmadığını belirten Ergüder, önceliklerinin farklı seslere yer açmak olduğunu söyledi. Kurum, bilinen çevrelerin dışına bakarak yeni sanatçıların ve üretimlerin görünürlük kazanmasına katkı sunmayı hedefliyor.

Hara’nın kimliği yalnızca binanın mimarisinden oluşmuyor. Orman, rüzgâr, su, hava ve şehir merkezinden uzaklık da mekânın deneyimini belirleyen unsurlar arasında yer alıyor. Bu nedenle sergiler hazırlanırken yapının doğayla ve çevresindeki farklı alanlarla kurduğu ilişki dikkate alınıyor. Sanatçıların mekândan beslenmesi ve daha önce düşünmedikleri ihtimallerin peşine düşmesi, projelerin Hara’ya özgü bir nitelik kazanmasını sağlıyor.

Kolektif küratöryel süreç

Hara İstanbul’un sergi programı, farklı disiplinlerden sanatçı, akademisyen ve ekip üyelerinin yer aldığı 11 kişilik Sergi Kurulu tarafından oluşturuluyor. İki yılda bir yenilenen kurulda genç isimlere de yer veriliyor. Böylece karar süreçlerinin farklı deneyim ve bakış açılarıyla zenginleştirilmesi amaçlanıyor.

Kurul üyeleri en fazla üç ya da dört sanatçı veya küratör öneriyor. Bu öneriler ortak toplantılarda değerlendirildikten sonra beş sanatçı ve beş küratör seçiliyor. Seçilen isimlerden Hara için proje geliştirmeleri isteniyor ve nihai karar, kişilerin geçmişinden çok sundukları projeler üzerinden veriliyor. Genellikle iki proje seçilmesi planlansa da güçlü başvurular geldiğinde bu sayı sınırlayıcı kabul edilmiyor.

Bu modelle hayata geçirilen ilk sergi, Ezgi Hamzaçebi’nin küratörlüğünü üstlendiği Canavarların Vaatleri oldu. Akademik çalışmasını sergiye dönüştürmek isteyen Hamzaçebi’nin fikri, Hara’da ilk küratöryel projesine dönüştü. Ergüder, bu örneği güçlü bir düşüncenin yeni bir üretim alanına taşınmasına ve yeni isimlerin desteklenmesine iyi bir örnek olarak değerlendiriyor.

Hara’da şu an için herkese açık bir başvuru çağrısı bulunmuyor. Bununla birlikte program, tek bir kişinin davetleri veya kişisel beğenileri doğrultusunda hazırlanmıyor; farklı bakışların değerlendirilmesinin ardından kurumu heyecanlandıran projelere odaklanılıyor.

Programın belirleyici ölçütü, disiplinler arasında önceden kurulmuş bir denge değil, projenin kavramsal yapısının ihtiyaç duyduğu ifade biçimi. Bu ifade bir yerleştirme, performans, ses çalışması ya da başka bir üretim yöntemi olabiliyor. Proje seçildikten sonra sanatçı ve küratörlerle birlikte çalışılarak işin Hara’nın doğasından, mimarisinden ve farklı kullanım alanlarından nasıl yararlanabileceği araştırılıyor.

Genç sanatçılara zaman ve mekân desteği

Hara, genç sanatçılar ve bağımsız küratörler için desteği ayrı bir başlık altında yürütülen sınırlı bir program olarak değil, kurumun doğal çalışma biçimi olarak görüyor. Sanatçıların yalnızca işlerini sergilemesine değil, ihtiyaç duyduklarında mekânda zaman geçirmesine, çalışmasına ve konaklamasına da imkân sağlanabiliyor.

Ergüder, üretimi desteklemenin kimi zaman sanatçıya yalnızca ihtiyaç duyduğu zamanı ve yeri vermek anlamına geldiğini ifade ediyor. Bu yaklaşım, Hara’nın yeni isimlerin üretim süreçlerine doğrudan katkı sunma hedefinin bir parçası.

Hara’ya ulaşmak, şehir içinde kısa bir uğrama deneyiminden farklı bir seçim gerektiriyor. Ziyaretçiler buraya zaman ayırarak, kentten uzaklaşmak ve kendilerine bir mola vermek amacıyla geliyor. Kurum, izleyiciyi zorunlu olarak aktif katılımcıya dönüştürmek yerine, burada geçirilen zamanı zenginleştirmeye çalışıyor.

Konserler, performanslar, atölyeler, konuşmalar ve hafta sonu sergi turları ziyaretçilere farklı karşılaşmalar sunuyor. Bunun yanı sıra bahçe ve kafe de Hara deneyiminin bir parçasını oluşturuyor. Bazı ziyaretçiler sergi izlemek yerine çalışmak, okumak veya günün birkaç saatini mekânda geçirmek için Hara’ya geliyor. Bu yönüyle kurum, geleneksel beyaz küp galeri anlayışının dışına taşan, sanatla gündelik yaşamı yan yana getiren bir alan kuruyor.

Vakıflaşma ve yeni dönem hedefleri

Hara İstanbul, projelerini baştan “hibrit” olarak tasarlamak yerine, her çalışmanın kavramsal çerçevesinin gerektirdiği yönü izliyor. Bununla birlikte kurumun yeni döneminde farklı alanları buluşturabilecek özgün deneyimler üzerinde çalışılıyor.

Vakıflaşma sürecini tamamlayan Hara’nın arkasında, kurucusu Canan Bozbağ’ın vizyonuyla şekillenen Hara Vakfı bulunuyor. Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir sanat ve kültür alanı olarak toplumsal fayda yaratmayı amaçlayan vakıf, aynı zamanda kurumun sürdürülebilirliğini güvence altına alacak kaynaklar geliştirmeye odaklanıyor. Gastronomi ve sanatı buluşturan, farklı kurumlarla ortaklaşa hazırlanabilecek deneyim odaklı projeler bu arayışın seçenekleri arasında yer alıyor.

Ergüder, Hara’nın gelişiminde farklı projelerin ayrı ayrı katkılar sunduğunu belirtiyor. Canan Bozbağ ve Onur Karaoğlu’nun seçtiği Sena Başöz, İnci Furni, Ekin Kano, Cansu Yıldıran ve İrem Nalça’nın katkılarıyla gerçekleşen Bir Yer Var, kolektif düşünme ve üretme anlayışının temellerini attı. Cansu Yıldıran’ın Vargit Çiçekleri çalışması ise sanatçıyı mekânda misafir etmenin ve birlikte zaman geçirmenin üretim sürecine katkısını ortaya koydu. Canavarların Vaatleri de yeni Sergi Kurulu modelinin ilk projesi olarak önemli bir eşik oluşturdu.

Önümüzdeki üç ila beş yıllık dönemde Hara’nın belirli bir sanat haritasındaki konumundan çok, nasıl bir kurum olacağına odaklanılıyor. Bağımsızlığını koruyan, sürdürülebilirliğini güçlendiren ve yeni seslere alan açmayı sürdüren bir yapı hedefleniyor. Uluslararası iş birlikleriyle hem Hara’da üretim yapan sanatçılara katkı sunmak hem de kurumun dış dünyayla karşılıklı bir etkileşim kurmasını sağlamak da öncelikler arasında bulunuyor.

Faika Ergüder’in yaklaşımında Hara İstanbul için belirleyici olan, yalnızca kurumun nerede konumlandığı değil, nasıl bir çalışma kültürü geliştirdiği. Doğayla ilişkisini, disiplinler arası yapısını ve yeni üretimlere verdiği desteği koruyarak ilerleyen Hara, İstanbul’un sanat ortamında kendine özgü bir alan oluşturmaya devam ediyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu