Dünya Kadınlarının Cinsellik Deneyimleri ve Erişim Sorunları

Kadınların cinsellik deneyimleri, sağlık hizmetlerine erişim ve cinsel sağlık sorunları üzerine derinlemesine bir inceleme.

Bir ülkenin kadınlarının cinsel yaşamını anlamak, yalnızca cinsel ilişki sıklığı, ilk cinsel deneyim yaşı ya da partner sayısına bakarak mümkün değildir. Bir kadının cinselliğini nasıl deneyimlediğini kavrayabilmek için, bedeni hakkında ne kadar bilgi sahibi olduğu, gebelikten korunma yöntemlerine erişimi, istemediği bir ilişkiyi reddedebilme yeteneği, cinsel sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesi ve yaşadığı sorunları utanmadan bir sağlık uzmanına anlatabilmesi gibi unsurlar da göz önünde bulundurulmalıdır.

Dünya Sağlık Örgütü, cinsel ve üreme sağlığını bu kapsamda ele alarak, ülkeler arası verileri aile planlaması, doğum kontrolü, infertilite, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar ve cinsel sağlık gibi başlıklar üzerinden değerlendirmektedir. Tüm dünya kadınları benzer bedenlere sahip olsa da, o bedenler üzerindeki karar verme yetenekleri birbirinden oldukça farklıdır. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun verilerine göre, 2024 yılı itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 259 milyon kadın ve ergen kız, gebeliği önlemek veya ertelemek istemesine rağmen modern ve güvenilir doğum kontrol yöntemlerine ulaşamamaktadır. Bu durum, sağlık hizmetlerinin yetersizliği, ekonomik zorluklar, yöntemlerin eksikliği, yanlış bilgiler ve partner ya da aile baskısı gibi çeşitli nedenlerden kaynaklanmaktadır. Gebeliği önlemek isteyen bir kadının gerekli yönteme ulaşamaması, onun yaşamının planlamasında büyük bir etki yaratmaktadır. Çocuğunu ne zaman istediğine, kaç çocuk sahibi olacağına ve gebelikler arasında ne kadar süre bırakacağına karar vermek isteyen bir kadın için doğum kontrolüne erişim, temel bir ihtiyaçtır. Ülkeler arasındaki bu farklar, kadınların cinsel sağlık hizmetlerine erişiminde belirginleşmektedir. Bazı ülkelerde kadınlar, farklı doğum kontrol yöntemleri arasından kendilerine uygun olanı doktorlarıyla görüşerek seçebilirken, diğerlerinde sağlık merkezine ulaşmak veya yöntemlerin ücretini karşılamak gibi sebeplerle bu kararlar daha karmaşık hale gelebilmektedir.

Dünyanın farklı bölgelerinde kadınların cinsel sorunlarıyla ilgili yürütülen araştırmalar, cinsel işlevin tek bir faktörle açıklanamayacağını ortaya koymaktadır. Yaş, hormonlar, kullanılan ilaçlar, kronik hastalıklar, ruhsal durum, ilişki kalitesi, beden algısı ve cinsel ağrı gibi etkenler, bir kadının cinsel yaşamını etkileyen unsurlar arasında yer almaktadır. Bu nedenle, ‘Hangi ülkenin kadınları daha mutlu bir cinsel yaşam sürüyor?’ sorusu ilginç görünse de, bilimsel açıdan oldukça basit bir karşılaştırmadır. Bir ülkede kadınların cinsellik hakkında daha rahat konuşması, otomatik olarak daha iyi bir cinsel yaşam sürdükleri anlamına gelmez. Aynı şekilde, cinselliğin daha az konuşulduğu bir toplumda her kadının cinsel yaşamından memnun olmadığını söylemek de doğru değildir. Kadının cinsel sağlığını değerlendirmek için daha somut göstergelere odaklanmak gerekmektedir.

Cinsel sağlık hizmetlerine erişim, korunma yöntemlerine ulaşım, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar hakkında bilgi sahibi olma, yaşadığı ağrı için yardım alabilme yeteneği, istemediği bir cinsel ilişkiyi reddedebilme becerisi ve gebelikle ilgili kendi kararını verebilme hakkı, kadınların cinsel yaşamını anlamamız açısından çok daha değerlidir.

Türkiye’de kadınların cinsel sağlık konusunda doktora başvururken karşılaştıkları en büyük sorunlardan biri, mahremiyet ve utanma duygusudur. Vajinismus, cinsel ilişkide ağrı, orgazm güçlüğü veya cinsel istekte azalma gibi sorunlar birçok kadın için kolayca anlatılabilen konular değildir. Ancak, hekimin doğru bir tanıya ulaşabilmesi için hastanın yaşadığı problemi açık bir şekilde ifade etmesi gerekmektedir. Kadının cinselliğiyle ilgili bir sorunun olması, onun ilişkisinin kötü olduğu veya partnerini sevmediği anlamına gelmez. Cinsel işlev, çok sayıda biyolojik ve psikososyal faktörden etkilenmektedir. Bu nedenle, cinsel sağlık hizmetinin amacı, kadına nasıl bir cinsel hayat yaşaması gerektiğini söylemek değil, yaşadığı sorunun nedenini bulmak ve uygun çözüm seçeneklerini sunmaktır.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, dünya genelinde milyonlarca kadının gebeliği önlemek veya ertelemek istediği halde modern doğum kontrol yöntemlerine ulaşamadığını bildirmektedir. Kurumun aile planlaması programlarıyla ilgili verilerine göre, 2024’te sağlanan yöntemlerin milyonlarca istenmeyen gebeliği ve güvenli olmayan kürtajı önlemeye katkıda bulunması beklenmektedir. Bu veriler, doğum kontrolünün kadın sağlığındaki önemini açıkça ortaya koymaktadır. Kadın, istediği halde gebelikten korunamıyorsa, bu durum plansız bir gebeliğe yol açabilir. İstediği gebeliği erteleyemiyorsa, eğitim veya çalışma planları da değişebilir. Sağlık hizmetine ulaşamıyorsa, cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyonun fark edilmeden ilerlemesi söz konusu olabilir. Cinsel sağlık, bu nedenle çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Ayrıca, kadınların cinsel yaşamı yalnızca doğurganlık çağında değil, gebelik ve doğum sonrası değişiklikler, kronik hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve menopozla birlikte ortaya çıkan hormonal değişiklikler cinsel yaşamı etkileyebilir. Kadının yaşı ilerledikçe cinsel yaşamının sona ermesi gerektiğine dair tıbbi bir kural yoktur. Bu konuda da kültürel farklılıklar mevcuttur. Bazı toplumlarda ileri yaştaki kadınların cinsel yaşamı hakkında konuşmak hâlâ garip karşılanırken, bazıları bu konuları daha açık bir şekilde ele almaktadır. Ancak hangi ülkede yaşarsa yaşasın, kadın cinsel ilişki sırasında ağrı çekiyorsa bunun nedenini araştırma hakkına sahiptir. Cinsel isteğinde belirgin bir değişiklik olduğunda bunu doktoruyla paylaşabilmelidir. Vücudunda bir değişiklik fark ettiğinde utanmadan yardım istemelidir.

Türkiye’de kadınların doğum kontrolü konusunda bilgiye ve sağlık hizmetine erişimi, önemli bir meseledir. Çünkü doğum kontrolü yalnızca gebelikten korunmakla sınırlı değildir; kadının eğitimine devam etmesi, çalışma hayatını planlaması, ekonomik koşullarını değerlendirmesi ve çocuk sahibi olacağı zamanı kendi yaşamına göre belirleyebilmesiyle de yakından ilişkilidir. UNFPA’nın verileri, aile planlaması hizmetlerine erişimde ekonomik durum, yaşanılan bölge ve sağlık hizmetlerinin ulaşılabilirliğinin önemli farklılıklar oluşturduğunu göstermektedir. Özellikle düşük gelirli ülkelerde ve sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlı olduğu bölgelerde kadınların karşılaştığı engeller daha büyüktür. Ancak cinsel sağlık yalnızca doğum kontrolünden ibaret değildir. Cinsel eğitim de kadınların hayatında önemli bir yer tutmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü ve UNESCO’nun kapsamlı cinsel eğitim yaklaşımı, gençlere yalnızca gebelikten korunmayı öğretmekle kalmaz; ergenlik, beden bilgisi, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunma, rıza, sağlıklı ilişkiler ve gerektiğinde yardım arama gibi konuları da kapsamaktadır. Bu bilgilerin zamanında ve doğru bir şekilde verilmesi büyük önem taşımaktadır. Zira gençler cinsellik hakkında bilgi edinmeyi bırakmazlar. Okulda veya ailede doğru bilgiye ulaşamadıklarında, internetten, sosyal medyadan, arkadaşlarından ve pornografik içeriklerden öğrenmeye çalışırlar. Böyle bir ortamda gerçek bilgi ile yanlış bilgi kolayca karışabilir. Türkiye’de de bu durumun sonuçlarını görmekteyiz. Gençlerin cinsellik hakkında konuşabildiği güvenli alanların sınırlı olduğu durumlarda, merak ettikleri soruların cevaplarını çoğu zaman güvenilir olmayan kaynaklarda aramaktadırlar. Bir genç kıza cinsel sağlık eğitimi vermek, cinsel ilişkiyi teşvik etmek değildir. Ona kendi bedenini tanımayı, gebelikten korunmayı, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunmayı, rızanın ne olduğunu ve istemediği bir durumda yardım isteyebileceğini öğretmektir. Bu bilgilerin eksikliği yalnızca gençlik dönemini etkilemekle kalmaz; kadın yetişkin olduğunda da kendi bedenini tanımakta ve yaşadığı sorunları ifade etmekte zorlanabilir. Cinsel ilişkide yaşanan ağrı bunun iyi bir örneğidir. Bir kadın ilişki sırasında ağrı yaşıyorsa, bunu yalnızca cinsel hayatının bir parçası olarak kabul etmek zorunda değildir. Vajinal kuruluk, enfeksiyon, pelvik taban kaslarının aşırı kasılması, endometriozis, adenomyozis veya başka jinekolojik sorunlar ağrıya sebep olabilir. Psikolojik ve ilişkisel faktörler de durumu etkileyebilir. Kadın, bu durumu doktora anlatmadığında ise nedenini araştırmak mümkün olmamaktadır.

Dünya genelindeki kadınlar benzer bedenlere, hormonlara ve üreme sistemine sahipken, kendi bedenleri hakkında karar verme yetenekleri, sağlık hizmetlerine erişim koşulları ve cinsel sağlık eğitimleri yaşadıkları ülkeye göre değişiklik göstermektedir. Bu nedenle, kadınların cinselliği ülkeler arasında karşılaştırılırken ‘Kim daha özgür?’ sorusunun ötesinde, daha anlamlı sorular sormak gerekmektedir. Kadın kendi bedeni hakkında karar verebiliyor mu? Gebelikten korunmak istediğinde yönteme ulaşabiliyor mu? Cinsel sağlık hizmetlerinden yararlanabiliyor mu? Yaşadığı ağrı için yardım isteyebiliyor mu? İstemediği bir ilişkiye hayır diyebiliyor mu? Cinsellikle ilgili doğru bilgiye ulaşabiliyor mu? Bu soruların yanıtları, bir toplumun kadınlarının cinsel sağlığı hakkında çok daha fazla bilgi sunmaktadır. Cinsellik, yalnızca iki birey arasında yaşanan özel bir durum değildir; sağlık, eğitim, ekonomik koşullar, aile yapısı ve kadınların kendi hayatları hakkında karar verme yetenekleriyle de bağlantılıdır. Bu nedenle, kadınların cinsel sağlığını tartışırken daha fazla veri toplamaktan önce doğru soruları sormamız gerekmektedir. Ve o soruların en önemlisi şu: Bir kadın kendi bedeniyle ilgili kararları gerçekten kendisi verebiliyor mu?

BİTTİ

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu