Rex sana emanet: Üç yalnızlığın aynı evde buluşması

Serkan Türk’ün Rex romanı, bir öğretmen, yaşlı bir kadın ve bir köpeğin kesişen hayatları üzerinden yalnızlık, sorumluluk ve değişimi anlatıyor.

Serkan Türk’ün Rex romanı, ilk bakışta sıradan görünen bir iş ilanıyla açılıyor. Salgın döneminde İzmir’den küçük bir kasabaya gelen edebiyat öğretmeni, yeni hayatına uyum sağlayamaz. Günlerini çoğunlukla evde ve bilgisayar ekranının karşısında geçirirken, bir köpeği gezdirecek kişi arandığını belirten ilanla karşılaşır.

Bu ilan, romanın merkezindeki üç yalnızlığı aynı çatı altında buluşturur: Kasabaya yabancı öğretmen, evinin sessizliğinde yaşayan yaşlı kadın ve onun yıllardır birlikte olduğu köpeği Rex.

Öğretmenin görevi başlangıçta basittir; Rex’i dışarı çıkarmak ve yürüyüşün ardından eve getirmek. Ancak kısa süre içinde bu ziyaretler uzamaya başlar. Evde kurulan sofralar, mutfaktan yükselen kokular ve aralıklı sohbetler, iki yabancının birbirine temkinli biçimde yaklaşmasını sağlar.

Romanın etkisi, bu yakınlaşmanın ani ve gösterişli bir dönüşüm olarak sunulmamasından kaynaklanıyor. Yaşlı kadın geçmişinin tamamını anlatmaz; öğretmen de evdeki fotoğrafları görmesine rağmen her soruyu sormaz. Aralarındaki mesafe korunurken güven, gündelik karşılaşmaların içinde yavaş yavaş oluşur.

Rex ise bu iki insanın arasında doğal bir bağ kurar. Yaşlı kadının yalnızlığı sessiz evden, çalmayan telefondan ve seyrekleşen ziyaretlerden anlaşılır. Öğretmenin yalnızlığıysa kalabalık içinde bile bulunduğu yere ait olamamasında, ekran karşısında geçirdiği uzun saatlerde ve kasabayla arasına koyduğu görünmez mesafede belirir.

Bu yönüyle Rex, yalnızlık üzerine kurulmuş bir roman olarak okunabilir. Fakat yazar, bu duyguyu sürekli açıklamak yerine onu küçük ayrıntıların arasına yerleştirir. Birlikte yenilen yemek, kısa bir yürüyüşün ardından uzayan konuşma ya da beklenmesine rağmen çalmayan telefon, romanın duygusal zeminini oluşturur.

Rex’in geçmişi de anlatının önemli katmanlarından birini meydana getirir. Yaşlı kadın onu ağır yaralı ve yakılmış halde bulmuş, yaralarını temizleyip iyileşmesi için çaba göstermiştir. Hatta bir dönem uzak durduğunu söylediği Tanrı’ya, köpeğin yaşaması için yeniden seslenmiştir. Bu geçmiş, kadının Rex’ten “yoldaşım” diye söz etmesini daha anlamlı kılar.

Rex, yalnızca insanlar arasındaki ilişkiyi başlatan bir araç değildir. Kendi alışkanlıkları, korkuları ve neşesi olan bir karakterdir. Evin içinde bir gölgenin peşinden koşar, yorulunca minderine uzanır, dışarı çıkmak istediğinde sabırsızlanır. İnsanlar geçmişlerini ve geleceklerini sorgularken o, içinde bulunduğu ana bağlı kalır.

Bu küçük hareketler, hikâyenin ağırlaşabileceği anlarda anlatıya canlılık kazandırır. Rex, farkında olmadan hem karakterleri hem de okuru düşüncelerden çıkarıp hayatın şimdiki zamanına taşır.

Romanın kırılma noktası, yaşlı kadının düşerek hastaneye kaldırılmasıyla gelir. O güne kadar Rex’i gezdiren öğretmen, artık onun bütün sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalır. Kadının “Rex sana emanet” sözü, yalnızca köpeğin bakımının devredilmesi değildir; öğretmenin hayatına ilk kez gerçek ve ertelenemez bir sorumluluk girer.

Öğretmen, Rex’in ne kadar süre yalnız kalabileceğini, neye ihtiyaç duyduğunu ve günlük düzeninin nasıl sürdürüleceğini öğrenmek zorundadır. Bir yandan hastanedeki yaşlı kadını ziyaret ederken diğer yandan evde kendisini bekleyen köpeği düşünür. Serkan Türk, bu süreçte onu bir anda kusursuz bir kahramana dönüştürmez. İyi niyetle gerçek sorumluluk arasındaki ayrımı, karakterin tereddütleri ve araştırma ihtiyacı üzerinden gösterir.

Öğretmenin değişimi de büyük kararlarla değil, gündelik görevlerle gerçekleşir. Bir kapıyı çalmak, hastanedeki birinin durumunu sormak, eve döndüğünde Rex’in suyunu kontrol etmek artık onun hayatının parçasıdır. Başkasının ihtiyaçları, uzun süredir kendi içine kapanmış yaşamında yeni bir alan açar.

Romanın temel düşüncesi burada belirginleşir: İnsan her zaman değişmeye karar verdiği için değişmez; kimi zaman başka bir canlının hayatına dahil olduğu için dönüşür.

Kitabın bazı bölümlerinde Georgi Gospodinov, Selim İleri ve başka edebiyatçılardan alıntılar yer alıyor. Bu sözleri, romanın anlatıcısının cümlelerinden ayrı değerlendirmek gerekiyor. Rexin asıl gücü, bu alıntılardan çok yazarın kendi kurduğu sahnelerde ve karakterlerin davranışlarında ortaya çıkıyor.

Serkan Türk açıklamayı geri çektiğinde roman daha etkili bir hâle geliyor. Yaşlı kadının geçmişini uzun uzun anlatmak yerine bir fotoğrafı göstermesi, öğretmenin yalnızlığını tanımlamak yerine onu ekran başında geçirdiği saatlerle görünür kılması ve Rex’in bağlılığını açıklamak yerine sahibini odalarda aratması, sade anlatımın gücünü ortaya koyuyor.

Bu sadeliğin en çarpıcı karşılıklarından biri, yaşlı kadın hastanedeyken Rex’in evin odalarında onu aradığı sahnede görülüyor. Öğretmen, köpeğe “Nine hastanede. İyileşince geri dönecek” diyor. Bu sözlerin Rex için mi, yoksa kendisi için mi söylendiği sorusu, sahneyi daha derin bir hâle getiriyor. Kadının döneceğinden emin olmayan öğretmen, köpeği teselli ederken aslında kendi umuduna da tutunuyor.

Rex, büyük olayların sürüklediği bir roman değil. Bir iş ilanından başlayıp birkaç yürüyüşe, ortak sofralara, hastane ziyaretlerine ve sahibini bekleyen bir köpeğin sessizliğine uzanan sakin bir hikâye anlatıyor. Ancak bu sakinlik, anlatının önemsiz olduğu anlamına gelmiyor.

Çünkü hayatımızda kalıcı iz bırakan karşılaşmalar çoğu zaman büyük anlarla başlamaz. Bir kapıyı çalar, hiç tanımadığımız bir insanla ve onun köpeğiyle karşılaşırız. Sonra bir gün o insan bize “Rex sana emanet” der. O andan itibaren mesele yalnızca bir köpeği gezdirmek olmaktan çıkar; başka bir hayatın içinde kendine yer açmaya dönüşür.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu